27 Haziran 2012 Çarşamba

Rapor

Merhaba özlediğim insanlar...Sanal hayatta ev dekorasyonundan başka birşey düşünmüyor gibi görünsem de aslında ben de çoğu çalışan gibi sabahları 7:00 de uyanıp evden apar topar çıkan, kızları hastalandığında çaresiz kalan, akşamları dekorasyon dergilerinde asla göremeyeceğiniz dağınıklıkta bir eve varıp bir yandan ertesi günün yemeğini yaparken bir yandan da kızların kim milyoner olmak ister sorularını aratmayan sorularını olabildiğince doğru şekilde yanıtlayan, bazen günün sonunda yorgunluktan uykuya dalamayan biriyim.
Ben blogda "PAUSE" düğmesine basmış gibi görünsem de hayat benim için de devam etti.. Hem de çok hızlı bir şekilde, 8 Mayıstan beri bir kelime etmedin, nerelerdeydin diyenlere, Buyrun efendim siz görün :)

Büyük kızım doğum günü parti temasını Şirinler olarak kararlaştırınca önce tüm peçeteleri koyu mavi seçip, internetten çıkardığım resimlerle peçetelik yapıp süsledim..


 
Her rengin açığını beğenen kızım açık mavi peçeteleri beğenince bu sefer kızları açık, erkekleri koyu mavi olarak değiştirdik...




Şirinler köyünde sopa yemeye müsait tek şahıs Gargamel amcamız olduğuna göre, iş başa düştü ve bulduğum bir gargamel resmini koca bir kartona, bakarak çizdim. Daha sonra bu resim bir Gargamel pinyatasına dönüştü. Doğum gününe gelen tüm minik şirinler bu Gargameli pataklamaya bayıldılar :)

*Çiz, sil, çiz, sil olunca aşağıdaki resmi daha sonra temiz bir kartona geçirdim.


Son iki yıldır kızların doğum günü pastalarını eşimle ben yapıyoruz. Kesinlikle profesyonel değil ama çook lezzetliydi.




Sağolsun "Sakın Beni Unutma" gelen minik misafirlere çok güzel birer iyiki geldiniz hediyesi hazırlamıştı. Ellerine sağlık Nuraycım...


Havalar çok sıcaktı ve haftasonları sahillerde gezindik...


Ayağına göre paten bulmak çok zor, şimdilik bu prenseslerle idare ediyoruz...


Derken kaçınılmaz an geldi ve bir yıldır beklediğimiz operasyon yapıldı. Doktorlar için ufak bir operasyon olsa da bir anne baba her türlü evham ve stresi illaki yaşıyor. Kim ne derse desin.


İnsan aç oldu mu hastane yemeği bile ziyafet gibi geliyor...


La Fontaine nin eserleri ne kadar da hüsranla bitiyormuş onu gördüm. Aralarında en masumu buydu, onu aldım.  Eskiden, "Kibritçi kız sokakta soğuktan öldü" diye biten bir hikayeyi neden okurduk şimdi anlamıyorum. Hastane de bol bol masal kitabı okuduk ama o hiçbirşey hatırlamıyor.


Kızımın stresi geçsin diye şapkadan tavşan çıkaran bir sihirbaz edasıyla her 20 dakikada bir çantadan yeni bir oyun çıktı. Parmak boyası bile yaptık, düşünün artık :)


Bu aralar küçük hanımlar kendilerini sanata adadılar ve haftasonları balkonda faaliyetlerle geçiyor. Durum böyle olunca balkondaki güzelim rattan masa kenara katlanıp yerine emektar masa geliyor.

Bugün buraya "Belki dekorasyonla ilgili yeni tüyolar edinirim" diye düşünüp gelen sevgili okur. Beni mazur görün. Eski bir dostuyla sokakta karşılaşıp tüm hayatını bir çırpıda anlatan teyzeler misali dertleştim sizinle. Ama bundan sonra arayı açmayalım, daha sık görüşelim tamam mı...

Sevgilerimle...
XXXOOOO

8 Mayıs 2012 Salı

Dal ağaçtan kopunca...




"Dal ağaçtan kopunca", çok güzel bir kitap ismi olabilirdi... Oysa burda şairin tek derdi dekorasyondur, belediyeninse tek derdi ağaçları budamaktır. Trafiği felç eden budama işleminden ancak benim gibi DIY-zedeler nasibini alır ve onu hayretle izleyen vatandaşların bakışlarına aldırmadan zor dönemler geçirmiş, akıl sağlığını yitirmiş yaşlılar misali budanan dalların arasından beğendiği parçaları toplar, eve güç bela taşır, biraz sprey boyayla boyadıktan sonra tozunu alır ve  salonunun bir köşesine yerleştirir.... İtiraf ediyorum sevgili blog alemi, bunu yapmışlığım var. Hala da yapasım var ... Ama işte bu bahar ben o dalları toplamadım ya, yanlarından geçtim, üstlerine bastım, içim gitti ama yine de toplayamadımya, ondandır benim bu üzüntüm ve bu postu hazırlamam. Ders olsun bir dahaki bahara. En incelerinden, en teferruatlılarından toplayacağım.

Çok hüzünlü bir yazı mı oldu ne, valla okuyan birşey oldu sanacak. Merak etme sevgili yeni okur, tek derdim çer çöp toplayıp, sprey boyayla bir iki şeritle allayıp pullayıp evimi minimum bütçeyle ama maksimum hayal gücüyle süslemek. Akıl sağlığım yerinde çok şükür... Henüz :)

                                       Sevgiler... XXOO












2 Mayıs 2012 Çarşamba

Sarı - Mor


Bu aralar haftaya gerçekleşecek, büyük kızımın 5 yaş doğum günü parti detaylarını hazırlayıp yapmaktan internetteki dekorasyon zaplarımı aksattım. Parti teması ŞİRİNLER olunca mavi renk görmekten içim dışım şirinledi :)  Bak görüyormusunuz iki gün ortalıktan kayboldum sarıyla mor bir araya gelmiş...
 Morla turkuazı, griyi, pembeyi hep görmüştük ama sarıya pek rastlamamıştık. Hiç de fena olmamış bence. Doreyle mor çok güzel bir ikili, beraber kullanıldıklarında daha sofistike bir hava çıkıyor ortaya. Doğru tonu tutturduktan sonra beraber kombinlenemeyecek iki renk yoktur diye düşünüyorum. Sarıyla moru evde denemeyi istemesem de böyle fotoğraflarda görmek çok güzel.

Haydi ben Şirinliyorum,
 Sevgiler... XXOO









9 Nisan 2012 Pazartesi

Mum boyama (Mum Boya-Ma!)


Salondaki şamdanlığın tepesindeki mum uzun süredir gözüme ilişiyordu. Aldığımdan beri "ben bunu süslerim" demiştim ama bir türlü neyi nasıl yapacağıma karar verememiştim. Pinterest te sürekli karşıma çıkan mum boyama işini görünce de "Budur!" diye heveslenerek yapılacaklar listesine ekledim.
Bu haftasonu yapılacaklar listesini incelerken malzemeleri toplayıp iş başına koyuldum. Pasta tabağı süslü kağıdımı, akrilik boyalarımı, makyaj temizleme pamuğumu (aslında normal pamuk gerekiyordu da en yakınımda bu vardı), 70% alkolümü (bu da 3 yıl önce kızımın göbek bağını düşürmek için kullandığımız alkoldü, iş gördü), makası, toplu iğneleri, fırçamı , tabağımı hazırladım.
Önce mumu alkollü pamukla güzelce siliyorsunuz. Daha sonra da dantel kağıtları istediğiniz gibi şekillendirip, toplu iğneyle mumunuza iliştiriyorsunuz.




Daha sonra başlıyorsunuz kağıdı boyamaya.(Ben bu aşamayı fotoğraflayamadım, ellerim bayağı bulaşmıştı).
Boyanın kurumasını beklemeden de kağıtları mumun üzerinden nazikçe kaldırıyorsunuz.
Veeee.....
Ta-daaa.. Tam bir felaket... İlk tepkim "Bu ne yaaa.." oldu. Çok kötü...



Neyse daha sonra da renk çok koyuydu, açık tonla böyle olmazdı diyip mumu alkolle sildikten sonra da bu sefer dore boyayla denedim. O da ayrı bir felaketti.

Arkadaşlar aranızda denemek isteyenler varsa denesinler, neyi nerde yanlış yaptım bilmiyorum ama ben bu işten hevesimi aldım. Ben en iyisi mumu başka yollarla süsleyeyim. Ya da direk her gece yakayım bitsin gitsin hem de beni daha fazla masrafa sokmasın :)

Sevgiler XXOO....


2 Nisan 2012 Pazartesi

Bir saat... Bir ev...


     Pazartesini bitirmeye az kaldı. Bugün bitti mi hafta çabucak biter yine.
Duvardaki saat ne kadar güzel... Roma Rakamları olduğundan mı yoksa akreple yelkovandan mı bilemedim ama ben sevdim.  Kızlarıma bir süredir digital saat arayışı içerisindeyim.Eskiden herkesin kolunda digital saat olurdu ama artık eskisi gibi değil. Rakamları bilip, analog saati okumayı bilmediklerinden digital olsun dedim ama çocuk saatleri artık hep analog.

   Bu arada saat bahane ev şahane :) Gayet samimi, rahat, aydınlatması yerden , bir de piyanosu var. Daha ne olsun.

   Hepinize harika bir hafta diliyorum. Sevgiler... XXOO